Genç Türk bilim adamı, çalışmasıyla Türkiye Bilimler Akademisi ödülünü kazandı.
CD ve DVD'lerde kapasite sorunu ortadan kalkıyor.ATATÜRK Üniversitesi Fen- Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Seydi Doğan, veri depolamada kullanılan CD, DVD ve flash disc'lerin kapasitelerini yükseltmeye yönelik yaptığı nanoteknoloji çalışmalarıyla, Türkiye Bilimler Akademisi'nin (TÜBA) 'Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanları' ödülünü kazandı. Doç. Dr. Doğan bileşik yarı iletkenlerin büyütülmesi, elektriksel ve optik özellikler araştırmasıyla 700 megabayt CD'leri 5 Gigabayt'a, 4.7 Gigabayt kapasiteli DVD'leri de 10 Gigabayt'a kadar yükseltmeyi başardı.
ABD'de Virginia Commonwealth Üniversitesi'nde başladığı nanoteknoloji araştırmalarını, Erzurum'da da sürdüren 35 yaşındaki Doç. Dr. Seydi Doğan, Atatürk Üniversitesi'nin gururu oldu. Başarısıyla nanoteknoloji dalında ödül alan bilim adamı Doç. Dr. Doğan, bileşik yarı iletkenlerin büyütülmesi, elektriksel ve optik özellikler üzerindeki araştırması sayesinde CD, DVD ve flash disc'lerde kapasite artırımının mümkün olabileceğini ortaya çıkardı. Çalışmasının tüm teknolojik uygulamalar için geçerli olduğunu belirten Doç. Dr. Doğan, "Teknoloji, her geçen gün nano boyutlara iniyor. Benim çalışmam geniş bir yelpazede düşünülebilir. Çok ciddi oranda elektrik sarfiyatına neden olan trafik sinyalizasyon sistemlerinden, otomobillerin ön panel ışıklandırmalarına kadar her noktada yeni bir adım getirdim. Tabi tüm bunlar biraz daha geliştirilebilir. Ancak nano teknoloji konusunda ülke olarak gerideyiz. Türkiye'de bu anlamda çalışan iyi gruplar var ancak Erzurum'da maddi imkansızlıklar ve alt yapı eksikliği nedeniyle çok fazla araştırma yapma şansımız yok" diye konuştu.
Doç. Dr. Seydi Doğan, TÜBA'nın 37 yaş üzerinde müracaat kabul etmediği ve 'Bilim Oscar'ı' olarak nitelendirilen ödülünü, 6 Haziran'da İstanbul Kadir Has Üniversitesi'nde düzenlenecek törende alacak.
Türk Bilim Adamından Tarihi Başarı
20 Mayıs 2008 Salı Etiketler: ATATÜRK Üniversitesi, CD, CDleri boyutu artıyor, Doç. Dr. Seydi Doğan, DVD, DVDlerin boyutu artıyor, Genç Türk Bilim Adamı, Tarihi Başarı, Türk Bilim Adamı
Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı
Indiana Jones ve Kristal Kafatası Krallığı (Indiana Jones and the Kingdom of the Crystal Skull) filmi
Tür : Macera / Aksiyon
Gösterim Tarihi : 23 Mayıs 2008
Yönetmen : Steven Spielberg
Senaryo : Jeff Nathanson , David Koepp , George Lucas (Kitap) , Jeff Nathanson (Kitap)
Görüntü Yönetmeni : Janusz Kaminski
Müzik : John Williams
Yapım : 2008, ABD
Oyuncular
Harrison Ford (Indiana Jones) , Karen Allen (Marion Ravenwood) , Cate Blanchett (Ajan Irina Spalko) , Shia LaBeouf (Mutt Williams) , John Hurt (Abner Ravenwood) , Ray Winstone (Mac) , Jim Broadbent (Yale Profesörü)
125 milyon dolar bütçeli “Indiana Jones 4”ün Mayıs 2008’de gösterime girmesi planlandı.
Steven Spielberg “Indiana Jones 4”ün çekileceği Hawaii’de geçtiğimiz yıllarda, aralarında “Raiders of the Lost Ark”, “Jurassic Park”, “The Lost World: Jurassic Park” ve “Jurassic Park III” gibi filmlerinin çekimlerini de gerçekleştirmişti.
Boleyn Kızı (The Other Boleyn Girl) filmi
Boleyn Kızı (The Other Boleyn Girl) filmi
Tür : Romantik / Dram / Tarihi
Gösterim Tarihi : 23 Mayıs 2008
Yönetmen : Justin Chadwick
Senaryo : Peter Morgan , Philippa Gregory (Kitap)
Yapım : 2007, ABD / İngiltere
Oyuncular
Natalie Portman (Anne Boleyn) , Scarlett Johansson (Mary Boleyn) , Eric Bana (Henry Tudor) , Jim Sturgess (George Boleyn) , Mark Rylance (Sir Thomas Boleyn) , Kristin Scott Thomas (Lady Elizabeth Boleyn) , David Morrissey (Norfolk Dükü) , Benedict Cumberbatch (William Carey) , Oliver Coleman (Henry Percy) , Ana Torrent (Katherine) , Eddie Redmayne (William Stafford)
Bu iki kız kardeşin arasına giren tek birşey var: Bir Kraliyet!
Bir krala duyulan aşk, iki kardeşi ancak bu kadar birbirinden ayırabilirdi.
Kadınların kaderini babalarının belirlediği bir dönemde iki kız kardeşten biri kurallara uyarken bir diğeri boyun eğmedi.
İstediğiniz herşeye sahip olmak için tek yapmanız gereken en çok sevdiğiniz kardeşinize ihanet etmek olsa napardınız?
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE / Mehmet Akif Ersoy
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Şûhedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar...
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak salvetini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslâm'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
18 Mayıs 2008 Pazar Etiketler: Çanakkale, Çanakkale Şehitleri, Çanakkale Şehitlerine, Çanakkale Şehitlerine Şiiri, M. A. Ersoy, Mehmet Akif Çanakkale Şehitlerine, Mehmet Akif Ersoy, Şehitler, Şiirler


